HAZIREVDEYKEN CANLI YAYIN SOHBETİ

Herkesi malumu olan ama aslında gerçekten bilmediğimizi bize bildiren tuhaf günlerden geçiyoruz. Dışarıyı özlerken aslında içimize yolculuk ettiğimiz, kendi çekirdek hayatlarımız ile hemhal olduğumuz, durup düşünme imkanı veren günler yaşıyoruz. Bu zaman zarfında kendi adıma çok şey tecrübe ettim ama en önemlisi bir çeşit hicret gibi içime yöneldim. Ailemin,  arkadaşlarımın ve gerçek dostların kıymetini anladığım bir dönem oldu. Okuduğum, yazdığım, çizdiğim, uzaktan çalıştığım, çocuğum ve evim ile ilgilendiğim bu süreçte canlı yayınları merakım çerçevesinde ve elbette zamanım el verdiğince izledim. Hazır Evdeyken ekibi bana moderatörlük görevi sorduğunda çekinsem de iyi sohbetlerin ruhlarımızı iyi edeceğini düşünerek kabul ettim. İlk konuğumuz mimarlık aleminin yakından tanıdığı yetenekli ve uluslar arası aldığı ödülleri ile adından söz ettiren Melike Altınışık.

Hoş geldin. Geçenlerde doğum günün için telefonda konuştuğumuzda aslında belki bugünkü sohbetin bir öncülünü yapmıştık ve farkında değildik. Bizi kırmayıp yayına katıldığın için teşekkür ederiz.

Asıl ben teşekkür ederim. Yeni tekniklerle ilk söyleşimi seninle yapıyorum, benim için hem bir yandan çok değerli, hem de yeni. Tecrübe ediyoruz herkes kadar birlikte.

Evet ne mutlu bize. İlk defa sen ve beni bir ortamda konuşurken görecek çok kişi dinliyor şu anda. Öncelikle nasıl geçiyor bu günlerin?

Benim için ve iş ortamım için 6. hafta oldu. Şöyle bir günleri saymam gerekti, 16 Mart’tan beri benim için tekil bir hayat sürüyor, sadece eşimi görüyorum. Ama diğer bir yandan benim hayatımda sizlerden farklı bir süreç işliyor, her sabah düzenli kalkıp ofise gidip akşam belli bir saatte dönmeye devam ediyorum. Akşam 7’de ofisten çıkıyorum. Tek başınayım orada. Ofis arkadaşlarım evden çalışmaya devam ediyorlar. Benim tecrübemdeki farklılık, hayatımdaki pek çok konuyu başka türlü yapabilir miydim gibi başka soruları sorduruyor. Bu süreçte senin sorduğun birçok soruyu da ben aslında mekânsal olarak rutinlerim içinde geçmesine rağmen soruyorum. Normal neyse o normale döndüğümüzde diyebileceğim bazı soruları şimdiden sormaya başladım.

Ama onun özünde seninle telefonda konuştuğumuzda da bahsettiğimiz gibi benim en fazla eksikliğini hissettiğim şey insanlardı, insanlardan kastım auraları. Çünkü bu dijital teknolojiler ile çalışmaya, iş yapmaya, iş üretmeye aslında MAA olarak alışığız, biz Kore’de bir yıldır proje yapıyoruz bu vesile ile her gün onlarla video konferanslar yapıyoruz. Ama benim birlikte iş ürettiğim ve çalıştığım insanlar, dostlarım, arkadaşlarım, enerjilerini paylaştığımız kişiler vardı. Dijital durum ile sürekli video konferans ortamında iş yapıyorsunuz, mimarlığı da yapıyorsunuz hatta çok iyi yapıyorsunuz, mimarlığı üretme şeklinde bir sorun yaşamıyorsunuz ancak bana göre en büyük yoksunluk bireyle kurduğunuz bire bir göz teması,  anlık iletişim,  insanlar ile çoğu zaman konuşmadan bile anlaşabildiğiniz anlar, onun verdiği bir tepkiyi salisesi ile sizin görebiliyor oluşunuz, bunlar eksikliklerimiz. Büyük bir kurgulanmış gerçeklik yaşıyoruz şu an. O kurgulanmış gerçekliğin içerisinde kendinizi bir yandan yalnız hissediyorsunuz, bir yandan daha fazla sorguluyorsunuz, ne olabilirdi, ne değişebilirdi, bu daha ne kadar böyle devam edecek? Devam edecekse bile nasıl bir dönüşüm geçirmeli? Bunlar önemli sorular olarak benim günlük hayatımda yer ediniyorlar.

Biraz da hazırlıksız yakalandık gerçeği söylemek gerekirse. İki ay kadar önce birileri böyle bir şey söylese idi ve global olarak herkesin aynı andan bunu hissedeceğini söylese idi belki inanmazdık. Önemli olan belki şu an bu fark ettiklerimizi ve farkındalıklarımızı paylaşabilmek ve iç dökebilmek. Biraz bahsettin ofisinizin uzaktan çalışma sistemine adaptasyonundan. Ne hissediyorsun?

Gitmem gerektiği için gidiyorum bazı teknik koşullar dolayısıyla. Bana her gün cumartesi gibi şu an. Bizim ekiple aramızda o cumartesinin anlamı şudur, normalde çalışmayız ama ben ofise giderim ve yarım kalan işleri toparlarım, yalnız olabildiğim, telefonun çalmadığı bir gündür. Benim için çok değerlidir. Yani eski normalde değerli idi. Zamanı daha yavaşlatılmış bir şekilde tekil olarak hissettiğim bir gündü cumartesi. Şimdi her gün cumartesi gibi. Rutinlerim aynı belki ama şekli değişti, sorumluluklarımız belki aynı hiç biri değişmedi ve hatta arttı diyebilirim. Ekibim ile birlikte yurt dışında bir proje yaptığımızda onu bir video konferanslar ile yürütmek doğal bir süreç iken bir yandan da tüm ekibi bu şekilde yürütmek ve yönetmek bambaşka bir prosedür oldu. İşim iki hatta üç katına çıktı diyebilirim.

Bir nevi tam beyin olmuşsun.  Manevi ve teknik anlamda yükün artmış görünüyor. Peki bu noktada sorayım; yaşadığınız avantajlar ve dezavantajlar neler oldu?

Bir projeyi gerçekleştirirken ekip birbirini gayet iyi tanıyor ve herkes birbirinin hangi rolde olduğunu biliyor, kimin neyi nasıl üreteceği konusunda bir sorun yaşamıyoruz, aramızda bir rol paylaşımı var ama birbirimiz ile kurduğumuz iletişimde, iletişim kurma şeklimiz değiştiği için tarifleme metodlarımızın değişmesi gerekiyor. Yani video konferansta tarif ederken çok fazla yanlış anlaşılmalara vesile olabiliyor. Bunun da telafisi de iki katı çaba olarak dönüyor. Bu çabanın karşılığı da yazıya dönüşüyor. Yani emailler üzerinden yazarak anlatmak istediğiniz kelimeyi daha detaylı tariflemeye çalışıyorsunuz.

Belki elindeki küçük bir eskiz ile kolayca anlatabilecekken uzaktan çeşitli ara yüzler ile bunu iki katı zaman harcayarak yapıyoruz. Çok haklısın. Tabi hayat devam ediyor bir yandan. Devam eden işlerini duyabilirsek ne iyi olur.

Şu an en aktif olarak devam eden projemiz Seul’deki Robot Bilimi projemiz, aşamalı teslim süreçlerinden geçiyoruz, kesin proje aşamasındayız, hatta onun ara teslimi oldu, bu hafta da o aşamanın ana teslimi olacak. Bir yandan da yoğun geçiyor günlerimiz. Bir yandan da Kore’ye baktığımızda, pandemi bağlamında dünyadaki ülkelerin durumunu incelediğimizde Kore en minimumda hisseden ülke olma durumunda. Günlük hayatları devam ediyor, bizden farklı yaşıyorlar, ancak çok dikkatli yaşıyorlar. Orada katılmam gereken birçok toplantıya artık fiziksel olarak katılamıyorum haliyle ama bu süreçler geçene kadar bu şekilde dijital görüşmeler üzerinden iletişimi sürdürüyorum.

Orada bir ofisiniz var sanıyorum.

Bizim orada ticari bağlamda iş yapabilen MAA Seul ofisimiz var. Bir de bizimle orada iş yapan yerel bir partner ofis var. Sözleşmesel olarak resmi olarak bir yerel ofis de olması gerekiyordu. Birlikte çalışarak projeyi yürütüyoruz.

Peki daha önceki yurt dışındaki tecrübenden bahsedebilir miyiz?

Ben İstanbul Teknik Üniversite’sinde mimarlık eğitimi aldım.  Akabinde yüksek lisans için Londra’ya gittim, Architectural Assosiation’da Tasarım Araştırmaları Laboratuarı’nda eğitim gördüm. O dönemde jürilerimize Zaha Hadid katılıyordu, oradaki diploma jürime katılmıştı ve okulu bitirdiğimde iş teklifi almıştım. Geçen gün şunu fark ettim, ben hiçbir yere iş için başvurmamışım. Teklif gelince akabinde çalışmaya başladım. Her altı ayda bir döneceğim derken 6,5 yıl çalıştım. Çok değerli yıllardı. Bir yandan sen deyince aklıma geldi, benim o yıllarda sorumlu olduğum projeler de hep İngiltere dışı projelerdi, Abu Dhabi’de, Almanya’da, Çin’de projelerdi. Özellikle benim oradaki son iki yılımda Çin’deki büyük bir proje bana devredilmişti. O zaman da dijital teknikler ile Çin’deki yerel ofis ile görüşüp projeyi yürütüyorduk. Yıl 2011 idi. Yaklaşık 10 yıl önce bu teknikler ile oradaki ofisler ile görüşüyorduk. Uluslar arası projeler söz konusu olduğunda mimarlığın zaten içinde olan iletişim teknikleri idi. Bunlar aslında yıllar içinde değişmedi, sadece bunları nasıl ön plana çıkardığınız değişti. Bugün ise dünyaca bir simülasyon içinde yaşıyoruz. Bu simülasyonu sadece işimize değil tüm hayatımıza yansıyan şekilde yaşıyoruz. ZHA tecrübesi benim için çok değerliydi.

Tüm bu uluslararası projelere ZHA’daki tecrübelerinin de katkısı oldu. Ancak Seul’deki Robot Bilimi Müzesi projesini yarışma ile kazandınız.

Şimdi burada şunu söylemek istiyorum; yarışmayı yapmak önemli bir şey ama yarışmadan sonra o projeyi alıp başka bir yere götürebilmek başka bir şey. Orada bu riski alabilecek güce ve cesarete sahibiz.

Bu aşamaya gelene kadar bir takım özverilerde bulunulması gerekiyor. Senin tecrübeni paylaşmamız şu açıdan çok önemli. Bizi dinleyen genç öğrenci arkadaşlarımız var. Önce bir yerde çalışıp, üretip, tecrübe edinip daha sonra kendi büronu açmak gibi.

Bunu şu şekilde tarifliyorum. Sadece bir yerde çalışmak değil, bir yerde çalışırken ne üretiyor nasıl çalışıyor sorusu da önemli. Ben mutlaka beyaz bir sayfadan inşa edilmiş içine girilecek bir projeyi tamamlamalarını öneriyorum. Bütün sürecine vakıf olunduktan sonra hazır olabileceklerini öneriyorum.

Mimari dışında da tasarımların mevcut. Desenlerin harika. Bu desenleri eşarplarda, bardak altlarında gördük. Defterlerini bir yıl boyunca kullandığımı hatırlıyorum. Mum gibi obje tasarımların da var. Üretmeyi durdurmayan birisin. Biraz bahsedebilir misin? Bu süreçte ilavelerin oldu mu?

Benim hayata bakış açım ile ilgili, mesleğe ve tasarıma en özünde bakış açım ile ilgili bu üretimler. Tasarımı her zaman için bu saydıkların için yani mekan tasarımı, ürün tasarımı veya desen tasarımı üzerinde bir üst başlık, bir şemsiye olarak görüyorum. Tasarım benim için ölçeksiz bir şey ve en ilham aldığım durum sürekli bir keşif içerisinde olma hali. Biz ekip arkadaşlarım ile sürekli bir şeyler üretiriz. Yeri gelir fiziksel bir üretimdir, yeri gelir dijital bir üretimdir, yeri gelir mekan tasarlarız, yeri gelir ürün tasarlarız, yeri gelir desen tasarlarız. Desenler benim için çok önemli, günlük hayatımın bir parçası desenler. Mimari teknik eskizlerin yanısıra, eskiz yaparken çoğu zaman desenler üzerinden eskiz üretiyorum. O desenlerde şunları keşfettiğimizi düşünüyorum; doğadan ilham alıyoruz ve doğadaki matematiği keşfediyoruz. Bunları çeşitli şekillerde de paylaşmayı seviyoruz, hepsi bir deneme ve keşif.

MAA çatısı altında birde MAA Lab var. Malzeme araştırmaları yapıyoruz, kalıp hazırlıyoruz, çeşitli işler üretiyoruz, aslında orası bizim oyun odamız. Ofisimizin malzeme araştırmaları mutfağı gibi de işliyor. Ürettiğimiz bir ortam. Çok küçük ölçekte üretip, üreticilerle konuştuğumuz işler çıkıyor. Şu anda İznik Çini Vakfı ile görüşüyoruz. Onlar için bir ürün tasarlıyoruz. Üç boyutlu bir mumluk tasarımı. Dijital fabrikasyon yöntemleri ile el sanatını birleştirecek bir ürün tasarımı gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Nelerden ilham aldın bu süreçte?

Bu yılın başında bir karar vermiştik. MAA websitemizde haberler bölümünde slogan olarak ‘Kararında Yavaşlık’ çağrısı yapmıştık. Ana başlığımız buydu ve metnini hazırlamıştık. Çünkü 2019 yılı ve o yıla kadarki gözlemimde hızlanma ve zamanı kullanma biçimimizin farklı bir duruma evrilmesi gerekiyordu. Aynı şekilde devam edemezdi. O dönemde de ‘Zamanın Kokusu’ isimli bir kitap okuyordum Kore’li bir felsefe yazarı Byung-Chul Han’dan. Hatta daha pandemi olmadan ekibim ile birlikte bu konu üzerine çok düşündük. Gerek dünyadaki ekonomik durumlar, gerekse başka sebepler, aslında mimarlığı ve başka sektörleri etkinlikler üzerinden bilgi paylaşımına yönlendirdi ve bunu yapabilmek için herkesin fiziksel olarak oradan oraya hareket etmesi gereken ve bu hareketin de inanılmaz enerji ve zaman sarfiyatına yol açtığı durumlar oluşmuştu. Bu durumun başka yöntemleri neler olur, bunu sorgular olmuştuk. İki önemli soru ve kavram ortaya çıktı benim için. Biri zaman ve biri de enerji kullanımı soruları ortaya çıkmıştı. Zamanın yavaşlaması durumunu fiilen yaşıyorum şu anda az evvel her gün bana cumartesi demem ondandı. Aynı iş yüküne sahibim, ancak daha sağlıklı besleniyorum, kendi yemeğimi kendim yapıyorum, hiç bilmediğimiz yönlerimiz ortaya çıkıyor. Mecbur kaldık belki ama olması gerekendi. Aslında zaman aynı akıyor, değişmedi, mekânsal günlük rutinim de aynı ama insanlar yok, iş bağlamında ve düşünsel bağlamda harcadığınız enerji aynı ama insanlar ile bir araya fiziksel olarak gelmediğiniz bir ortamda kullandığınız enerji aslında daha az. Daha fazla şey yapabiliyorsunuz böylece. Diyelim ki bundan 6 hafta sonra yeniden insanlarla bir araya geldiğimizde, bu süreçte elde ettiğimiz yeni yetileri sürdürebilecek miyiz? Bu noktada geleceği nasıl planladığınız veya aldığınız kararlar ya da ne kadar kararında yavaşlık konusunu sahiplendiğiniz bence çok önemli olacak.

Sanıyorum bir durup düşündük hepimiz. Başka neler yaptın bu durduğumuz süreçte?

İlham konusuna bir ekleme daha yapmak istiyorum. Uzun süredir vakit ayıramadığım bir hobimi hayata geçirdim bu dönemde. Dijital ortamda arttırılmış gerçeklik özelliklerine sahip karakterler tasarlıyorum. Modelliyorum onları.

Hatta doğum gününde de bir karakter paylaştın. Acaba bunları yapılarında mı kullanacaksın?

Öyle bir amacım yok şu an ama benim arttırılmış gerçeklik üzerine araştırmalarım çok eskiye dayanır. İTÜ’de bir yüksek lisansa başlamıştım bu konuda, az devam edebildim, İngiltere’ye gittim o dönemde ama bu konuya ilgim eskidir. Normal hayatımın akışı aynı yoğunlukta giderken pandemi sürecinde bu konularada vakit ayırabilecek enerjiyi buldum kendimde. Ekip ile de şunu konuşuyoruz; bu AR insanlarını projelerde bir temsil aracı olarak nasıl kullanabiliriz diye düşünüyoruz. Teknik olarak bir keşif süreci oldu benim açımdan, artık temsil aracı veya bambaşka bir şey olarak nasıl evrilir MAA Lab’in dijital platformu üzerinden bunları kurgulayacağız. Bir de pandemi dönemi öncesi, Venedik Bienali ile eş zamanlı olarak düzenlenecek European Culture Center mimarlık sergisine davet edilmiştik, şimdi ertelendi ancak serginin adı ‘time, space, existance’. Varoluş üzerine bir sergi. Ve sanal dünya bu kadar gündeme gelmemişken sergiye  MAA’nın hologram metodolojisi üzerinden geliştirdiği HolograMAA projesi ile katılmayı planlamıştık. Pandemi sürecinde de projeyi geliştirmeye devam ettik ve üzerine başka verilerde  ilave ettik. 2021 yılına ertelenen sergiyi heyecan ile bekliyoruz.

Pandemi sonrası nasıl bir dünyaya uyanacağımızı öngörüyorsun? Tasarım kaygılarımız değişir mi?

Herkes öncelikle şunu fark etti sanıyorum, yaşam alanının ne kadar değerli olduğunu fark etti. İnsanların bir çoğu küçük mekanlarda yaşamayı kabullenmişti, dışarda her şey ona sunuluyordu, bir fiil herkes mekansal olarak dışardan faydalanıyordu. Birincil olarak ev kavramının değişeceğini düşünüyorum. Ev ile kurduğumuz ilişki ve bu ilişkinin öznesi olan evin mekânsal özellikleri değişecek haliyle. Metrekare yerine metreküp değerinin de önemi ortaya çıkacaktır. Kamusallık sorgulanacaktır. Bunların her birinin girdisinde mekan kaliteleri ve insanların hep birlikte ne öğrendikleri önemli. Bundan sonra nasıl tüketeceğiz? Aslında el birliği ile şu an dünyayı temizliyoruz. Bundan sonra hep birlikte nasıl besleneceğimizden tutun, bağışıklığımızı nasıl yüksek tutacağımıza kadar önce bireyden başlayan yaşamı kaliteli ve sürdürülebilir kılan her durum önem arz ederek ortaya çıkacaktır. Bu yapılı çevreye de sirayet edecektir.

Kısa sürede olamayacaktır ama zamana yayılı şekilde olabilir sanırım. Türkiye deprem bölgesinde, en vurucu deprem sonrası bile normalleşme oluyor ve unutuluyor. Bu süreçte de böyle olması muhtemel.

1999 depremini yaşayan biriyim, Sakarya’da idim o dönem ailemin yanında. Ve ciddi bir şekilde yaşadık. Depremler ve doğal afetler ile ilgili şöyle bir durum var, onlar anlık, yerel ve bölgesel oldukları için unutuluyor. Ama salgın meselesi anlık ve yerel bir konu değil küresel bir konu. Aynı şekilde unutulup tüketileceğine inanmıyorum. Depremi uzaktan bakıp televizyondan izleyip üzülüp sonra normal hayatınıza devam edebiliyorsunuz, oysa bu salgında böyle olmadı, dünyanın her yanındaki dostum, arkadaşım aynı kaygı ve güvensizlik içerisinde. Hepimiz aynı soruları soruyoruz. Kendi kontrol edebildiğiniz alanlarda hızlı değişim ve gelişim sağlayabiliriz ama kamusal alanda sosyal yaşam alanlarında neler olacak yaşayıp göreceğiz.

Computational Design geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz diye bir soru gelmiş…

Bu zaten hayatımızın bir parçası. Artık teknolojinin telefon ve bilgisayar kullanımının, bir kalem kullanmaktan farkı yok. Hep söylediğim bir söz var; sizin beyaz kağıt ve kalem ile ürettiğiniz şeyle kurduğunuz ilişki ile bilgisayar aracılığı ürettiğiniz şeyle kurduğunuz ilişki arasında bir fark yok. Her biri bir araç. Türkiye’de bilgisayar destekli sayısal tasarım sistemlerini en iyi kullanan ofislerden biriyiz.

Bu noktada Yapı Bilgi Modellemesi – BIM’den biraz bahsedebilir miyiz? Nasıl efektif kullanıyorsunuz?

Türkiye coğrafyasında çok efektif kullanmak kolay değil. Yapı Bilgi Modellemesi’nde süreç tasarımı ortaya çıkıyor. Tüm yapısal bilgileri bu modelin içine depolayabiliyorsunuz. Bu sistem tüm ekiplerin koordineli çalışmasını sağlıyor.

Eğri formlar ile çalışmaya ne zaman başladınız? diye bir soru var…

Doğduğumdan beri.

Yapay zekanın mimarlığın yerini alacağı söyleniyor ne düşünürsünüz? diye bir soru var…

Yerini alacağını düşünmüyorum. Yaptığımız her şey tasarlanabilir bir sistemler bütünü bunu yapay zekaya yükleyebiliriz. Hepimiz şu anda video çekimi yapıyoruz eskiden birçok kişinin bir araya gelerek yaptığı organizasyondu bunlar. Ya da bugün herkes birer fotoğrafçı ama yine fotoğraf sanatçılarının yeri ayrı.

Son dönemde ses getiren yarışmalarda jüri üyeliği görevlerin oldu. Nasıl kazanımların oldu? Yeni mezunlara ne önerirsin?

Öncelikle tüm öğrencilere yarışmalara katılmalarını tavsiye ediyorum. Fikirlerini paylaşmaları çok önemli. Ben de jüriler aracılığı ile önemli bir konuyu tecrübe edindim. Siz kendi düşüncenizi seçiyorsunuz diye bir şey yok, kendi kimliğinizi kapıda bırakarak, karşınızdaki fikirler arasından en iyileri seçilmeye çalışılıyor. Yarışma jüri üyelikleri bu bağlamda başka zihinleri ziyaret etme olanağı sunduğu için bana çok şey kattı.

Bir saatimizin sonuna geldik. Katıldığın için teşekkür ederiz.

Yayımlayan

Heval Zeliha Yüksel

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü 2000 yılı mezunu. 9 yılı yöneticilik olmak üzere, 18 yıl uluslararası taahhüt işleri yapan inşaat firmalarında tam zamanlı çalıştıktan sonra, halen İMÜ İnşaat Yönetimi ve Hukuku alanında yüksek lisans doktora programına devam etmekte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir