MURAT TABANLIOĞLU İLE ÇAĞDAŞ SANAT FUARI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

ÇAĞDAŞ SANAT FUARI “CI” BU YIL TABANLIOĞLU MİMARLIK TASARIMINA EMANET

Her yıl Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde düzenlenen Çağdaş Sanat Fuarı bu yıl Parkta Sanat teması ile Maçka Parkı’na bağlanıyor. Bu sene diğer yıllardan farklı olarak sergi tasarımı, sanat ile olan yakın ilişkisi ile tanıdığımız usta mimari grup Tabanlıoğlu Mimarlık’a emanet. CI 2017’nin iç mekan tasarımı -özellikle açık havada yer alan- kamusal alanlara vurguyla, bir kent parkı çeşitlemesi olacak. Ancak özellikle üzerinde durdukları konu kesinlikle bir park temsili ya da  taklidi olmadan, özgün bir anlayışla gerçekleştirilecek olması. Galerilerin yer aldığı sergi mekanının “tasarı bir topoğrafya”ya dönüştürülmesi, aynı zamanda yerel kaynakları ve ihtiyaçları vurgulamayı amaçlanıyor.

“MURAT TABANLIOĞLU İLE ÇAĞDAŞ SANAT FUARI ÜZERİNE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

TABANLIOĞLU MİMARLIK ORTAKLARINDAN MELKAN GÜRSEL İLE GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE BERLİN’DE YAPILAN DÜNYA MİMARLIK FESTİVALİ’NDE ÖDÜL ALAN BEYAZIT KÜTÜPHANESİ PROJELERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

1884’te “Kütüphane-i Umum-i Osmani” adıyla kurulan, İstanbul’un en köklü ve önemli kütüphanelerinden Beyazıt Devlet Kütüphanesi son dönemde yenilendi. 14. yüzyılda inşa edilmiş Beyazıt Camii Külliyesi’nin bir parçası olan ve şu anda kütüphane olarak kullanılan yapının rölöve, restitüsyon ve restorasyon çalışmalarına ek olarak modern bir kütüphane olarak yeniden işlevlendirilme işi Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından gerçekleştirildi. Çağdaş standartların sağlandığı kütüphane nadir kitapların saklanması ve sergilenmesine olanak sağlayacak bir altyapıyla düzenlenmenin yanı sıra çeşitli kültürel faaliyetlere ev sahipli yapacak mekânların kazanılması esas alınarak kentsel bir çekim merkezi olacak şekilde düzenlendi. Aynı zamanda bu proje ile Beyazıt Meydanı’nın yeniden bir şehir meydanı olma vasfını geri kazanılmasına öncülük etmesi hedeflendi. Geçtiğimiz günlerde Berlin’de yapılan Dünya Mimarlık Festivali’nde projesi tamamlanmış yapılar kategorisinde ödül alan proje ile ilgili ayrıntıları Tabanlıoğlu Mimarlık adına Melkan Gürsel ile konuştuk…

“TABANLIOĞLU MİMARLIK ORTAKLARINDAN MELKAN GÜRSEL İLE GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE BERLİN’DE YAPILAN DÜNYA MİMARLIK FESTİVALİ’NDE ÖDÜL ALAN BEYAZIT KÜTÜPHANESİ PROJELERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

ARÇELİK SPONSORLUĞUNDAKİ DÖNGÜLER SERGİSİ ÜZERİNE SEMA TOPALOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Bu projeyle ne yapmak istediniz?

Burada benim beklentim mekânda fark yaratabilecek dingin malzeme ve formları kullanarak, sonrasında benim sanatçı tavrım yani duygusal tarafım ile bunları yorumlayarak kullanıcıya daha yeni deneyimler sunmak idi. Yenilikçi bir tavırla deneysel bir sahne hazırlamak gerçekten önemliydi. Bu proje, deneysel mekânlar için dokunası yüzeyler yaratma sürecinde çocukça yeni bir heyecandı.

“ARÇELİK SPONSORLUĞUNDAKİ DÖNGÜLER SERGİSİ ÜZERİNE SEMA TOPALOĞLU İLE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

ŞEHİRDEKİ YENİ SANAT GALERİLERİ ÜZERİNE SANJA JURCA AVCI VE SELÇUK AVCI İLE SÖYLEŞİ

Usta mimar Selçuk Avcı’yı Türkiye’de yaptığı başarılı işler ile tanıyoruz.  Ancak Avcı Architects Türkiye tecrübesinden önce İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde de iyi mimarlıklar üretmiş bir büro. Sanja Jurca Avcı ise Avrupa ve son yıllarda Türkiye’de olmak üzere pek çok farklı şehirde sergi tasarımları yapıyor.  Selçuk Avcı (SA) ve Sanja Jurca Avcı (SJA) ile Türkiye ve Avrupa’da değişen sergi mekânlarının mimarisi bağlamında görüşlerini aldığımız bir söyleşi gerçekleştirdik…

“ŞEHİRDEKİ YENİ SANAT GALERİLERİ ÜZERİNE SANJA JURCA AVCI VE SELÇUK AVCI İLE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

SANATÇI SEYHUN TOPUZ İLE SÖYLEŞİ

ÜÇGEN, KARE, DAİRE FORMLARINDAN, BURUŞTURULMUŞ KAĞITLARA…

Heykel sanatının önde gelen temsilcilerinden Sanatçı Seyhun Topuz 14.kişisel sergisi ile 3 Kasım itibariyle İstanbul Galeri Nev’de sanatseverler ile buluşuyor. Her zaman kendisinin eserlerini tanımamızı sağlayan netliği var Seyhun Topuz’un.  Yuvarlak, kare, üçgen formları, bildiğimiz kırmızı, sarı, mavi ana renklerdeki çalışmaları ile hafızamıza kazınan bir tarzı var. Her zaman kendini tekrar ederek geliştiren ama her defasında kendi yenisini yaratan bir tutumu var. Bilinen formlarını, bilinen renklerinde her seferinde yenilikler ile sunuyor bize. Gördüğümüzde yeni bir eser ve yeni bir seri olduğunu anlıyor ama Seyhun Topuz’un işlerinin bir devamı niteliğinde olduğunu da hemen kestirebiliyoruz. Bir çeşit imza gibi…

“SANATÇI SEYHUN TOPUZ İLE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

PROFESÖR UĞUR TANYELİ İLE VENEDİK MİMARLIK BİENALİNİN MİMARLIK TARİHİNDEKİ ÖNEMİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

  • Venedik Mimarlık Bienali’nin Mimarlık tarihindeki yerini/önemini sorarak başlamak istiyorum.

Ben Venedik konusuna mimarlık bienaliyle başlamasam daha iyi olur, çünkü Venedik Sanat Bienali de daha ilk tesis edilişinden beri mimarlığa hep yer verdi. İki biçimde yer verdi: Birincisi, orada sergilenenler yalnız sanat yapıtları olmadı, mimarlıkla ilgili sergiler de daima oldu. İkincisi, bienalin pavyonları da mimarlık açısından daha başlangıçtan itibaren kendi sözlerini söylediler. Pek çok ülke kendisine önemli mimarları eliyle pavyon tasarlattı. Avusturya Pavyonu Josef Hoffmann’ın, Holanda Pavyonu Rietveld’in, Finlandiya Pavyonu Aalto’nun, İskandinav Ülkeleri Pavyonu Sverre Fehn’in, ana yapının bir kesimi Carlo Scarpa’nın tasarımıydı. Ancak, mimarlık tarihi açısından 1980’deki ilk Mimarlık Bienali, “La Presenza del Passato”, hepsinden daha önemli bir rol oynadı ve etkili oldu. Porthogesi’nin küratörlüğünde düzenlendi ve o sırada yeni yeni palazlanan Postmodern tarihselci tutumlara geniş bir kamusallaşma fırsatı verdi. Sonraki iki onyılın en önemli kişilikleri orada ilk çarpıcı toplu çıkışlarını yaptılar. Bence ardından yapılan hiçbir mimarlık bienali onun kadar ilginç ve ses getirici olmadı. Bu da doğal. Bienalin başarısını sadece küratörün fikirlerinin parlaklığı tanımlamıyor. Bir bienalin veya serginin önemli olması için, o sırada radikal bir iddianın, bir karşı çıkışın, bir tür mücadelenin gündemde olması ve bir mimari tavrın da kendisine gözükmek ve propaganda için mecra araması gerekiyor. 1980’de Postmodernizm böyleydi. 1928’de Stuttgart’ta Weissenhof sergi sitesi Modernizm için aynı imkanı sundu. Çünkü ortamı Modernizm-Karşı Modern kavgası meşgul ediyordu. Weissenhof kavganın o sıralardaki kazanan tarafının ürünü olarak dünyayı salladı. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Werkbund sergileri böyle devrimsel ürünler sunarak büyük tarihsel önem kazandılar. Benzer biçimde, 1924’te Paris’te Exposition des Arts Decoratifs, ortamın Art Deco’nun egemenliğinde olduğu sırada Le Corbusier’nin çok aykırı Esprit Nouveau Pavyonu için bir sansasyon mekanı oldu. Genelin içinde o kadar istisnaiydi ki, başlı başına bir tarihsel dönemeç gibi gözüktü.

“PROFESÖR UĞUR TANYELİ İLE VENEDİK MİMARLIK BİENALİNİN MİMARLIK TARİHİNDEKİ ÖNEMİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

PROFESÖR UĞUR TANYELİ İLE ÇAĞDAŞ TÜRK MİMARLIĞI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Son dönemde başta mimarlık âlemi olmak üzere kamuoyunu çok meşgul eden yapılar oldu; Akıllara ilk gelenleri AKM, TBMM Camii ve İller Bankası yapıları. Üçü için de yıkım kararı var. Elbette AKM’nin durumu farklı; yıkılıp aynı cephe ile genişletilerek yeniden yapılacak ve bu ay Tabanlıoğlu ile yaptığımız sözyleşide detaylıca yer vermiş olduk. Daha evvelden de TBMM Camii ve İller Bankası ile ilgili uzman görüşlerini tarihçeleri ile vermiştik. Çağdaş Türk Mimarlık örneklerinin öncülerinden olan bu yapılar ve beraberindeki kült yapılar gündemden düşmüyor. Her siyasi çıkışın sonunda yeni bir yatırım projesinden bahsedildiği ve ekonominin lokomotifinin inşaat olduğu ülkemizde, mimarlığın aslında ne denli önemli olduğu aslında hep geri plana atılıyor. Aslında gelinen noktada Çağdaş Türk Mimarlığı’nın öneminin az vurgulandığı aşikar. Bu bağlamda konuyu mimarlık tarihi konusunda uzman Prof.Uğur Tanyeli ile konuştuk. Çağdaş Türk Mimarlığı denilince akla hangi mimarların ve hangi yapıların gelebileceğini tarihleri ile birlikte güncel bilgiler vererek kendi bakış açısı ile anlattı.

“PROFESÖR UĞUR TANYELİ İLE ÇAĞDAŞ TÜRK MİMARLIĞI ÜZERİNE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

PROFESÖR İHSAN BİLGİN İLE SÖYLEŞİ

“Mimarlık, yaklaşık yüz yıldır dünya ekonomik/siyasal/sosyal krizlere girip güvensizleştikçe kendi sosyal konumunu ve rolünü sorgulayıp yeniden tanımlıyor. 20. yüzyıl başının avangart ütopyacı iklimi marksizmin Sovyet devrimiyle hayatiyet kazanmasından da beslenince mimarlık, egemen ekonomik, siyasal ve ideolojik odaklardan özerkleşip kendine mağdur emekçi sınıflarla ilişki içinde yeni bir tarihsel sosyal rol edinebileceğini sanmıştı. Ancak bunun gerçekçi bir beklenti olmadığını hatırlatan önce Sovyet devletinin revizyonizmi oldu; Lenin ertesinde sınıfsız toplum hayallerinden hızla vazgeçilip polisli/ordulu/bürokrasili bir devlet sosyalizmine alelacele razı olunmuştu. Bu biçimiyle resmi devlet sosyalizminin arayış içindeki mimarlara vaat edecek şeyi de kalmamıştı. Yeni soluk, yüzyılın ortalarındaki Çin devriminden geldi. Çin, devrimin ertesinde, meşruiyetini kapitalizmle tutuştuğu ekonomik verimlilik yarışındaki performansa bağlamış bu resmiyetle bağını koparıp 3. Dünya adını verdiği, kürenin geç kapitalistleşme/modernleşme süreci içindeki coğrafyalarının liderliğine talip yeni bir siyasal misyon edindi. Çin’in liderliğindeki bu yeni blok, gecikmiş kapitalistleşmeden ibaret değildi; Küba, Kore, Vietnam, Güney ve Orta Amerika gibi kapitalizme meydan okuyan sosyal ve siyasal mücadeleleri de içererek kapitalizm karşıtlığını da barındırıyordu. 1. Dünya kapitalizminin arayış içindeki muhaliflerini de uyaran bu yeni enerji, Çin menşeli “Kültür Devrimi”nin o kültüre taşıyıcısı aydınlarla birlikte özerklik değil, baskı getireceğinin anlaşılmasıyla birlikte 1.Dünya’daki aydın müttefiklerini hızla yitirdi. İşte bu müttefiklerin bir kısmı da kapitalist (1.Dünya) ve devlet sosyalisti (2. Dünya) ülkelerin inşaat sektörü reformlarının aynı kapıya çıktığını fark etmiş, yenilenme arayışındaki mimarlar ve sosyal reformistlerdi…”

Yoksula Şiir, İhsan Bilgin,XXI, Nisan 2016

“PROFESÖR İHSAN BİLGİN İLE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

DEĞİŞEN SERGİ MEKANLARI MİMARİSİ ÜZERİNE NEVZAT SAYIN İLE SÖYLEŞİ

Usta mimar Nevzat Sayın Sanatorium Gallery için yeni bir yapı tasarlıyor. Yakında inşaatına başlanacak olan bu proje, sadece galeri için tasarlanan az katlı bir yapı olması itibariyle yeni bir akımın habercisi olacağa benziyor. Daha evvelden bir apartman dairesinin galeriye dönüştürülmesi yaygın olarak kullanılırken şimdilerde kendi başına sadece galeriye özgü olarak tasarlanan binalardan söz ediyoruz. Avrupa’da bir süredir var olan ve örnekleri ile izlediğimiz bu durum, yapıldığı bölgede dönüştürücü bir rol oynuyor ve mıknatıs gibi diğerlerini arkasından sürüklüyor. Bu proje bağlamında değişen sergi mimarisi üzerine kendisi bir söyleşi yapıp sanat ve mekan ilişkisi üzerine görüşlerini aldık…

“DEĞİŞEN SERGİ MEKANLARI MİMARİSİ ÜZERİNE NEVZAT SAYIN İLE SÖYLEŞİ” okumaya devam et

MELİKE ALTINIŞIK İLE ÇAMLICA ANTEN KULESİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Portföyümüze dahil olan her yeni proje bir öncekinin tasarım araştırmasını bıraktığı yerden geliştiriyor. Ortak tasarım dili ve kimlik de buradan geliyor.

Melike Altınışık ismi ile son yıllarda mimarlık ve tasarım dünyasında çok sık karşılaşıyoruz. Bu karşılaşmalar tesadüf değiller. Çünkü kendisi İstanbul’un belki de tüm manaları ile en ikonik yapılarından birinin tasarımcısı. Çamlıca TV ve Radyo Kulesi. Yapımına 2011 yılında yapılan bir yarışma ile karar verilen, 2019 yılında tamamlanması planlanan kule, 369 metre. Ve deniz seviyesinden 400 metre yüksekte bir seyir terasına sahip. Hem yarışma süreci, hem sonraki yapım süreci, hem de cephesi ile hep gündemde oldu kule ve büyük merak uyandırdı. Kamuya ait bir mekanın paydaşlarından olması, Türkiye’de evvelde yapılmayan yeni teknolojiler barındırması, farklı disiplinleri bir araya getirmesi, mimarisinin yanı sıra işlevi de önemli kulenin. Mimari proje müellifi olan Melike Altınışık Mimarlık (MAA) bünyesinde yürütülüyor süreç. Bu bağlamda hem kuleyi hem de mimarlığı ve tasarımı konuşmak üzere Melike Altınışık ile buluştuk. Tasarım ve mimarlık alanına yenilikçi, yaratıcı ve gelecekte tasarımı yönlendirebilecek bir ruha sahip 40 yaşın altındaki genç mimar ve tasarımcılara verilen “Europe 40 under 40” ödülünün bu seneki sahiplerinden olmasını, yedi yıllık Zaha Hadid Ofis tecrübesini, Avrupa’da okumuş, çalışmış ve yaşamış olmanın kendisine kattıklarını, doğadan nasıl ilham aldığını ve nasıl bir mimarlık pratiği izlediğini konuştuk…

“MELİKE ALTINIŞIK İLE ÇAMLICA ANTEN KULESİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ” okumaya devam et