İstanbul ve Yeni Yüzleri | Çamlıca Kule

Heval Zeliha Yüksel’in “İstanbul ve Yeni Yüzleri” başlıklı görüş yazısı, İstanbul — Türkiye: Çamlıca Kule kitabında yayımlandı. Yazı; İstanbul’un tarihsel katmanları ile sürekli dönüşen kentsel dokusu arasındaki ilişkiyi ele alırken, Çamlıca Kulesi’ni kentin değişen silueti ve yeni yüzlerinden biri üzerinden değerlendiriyor.

İstanbul ve Yeni Yüzleri

Heval Zeliha Yüksel

İstanbul ve yerleşmelerine dair araştırmalar yapıldığında bilinmeyen şeylerin, bilinen şeylerden daha fazla olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Çok önemli bir geçmişe sahip olmasına oranla tarihi hakkında daha az bilgi sahibi olunan bu katmanlı kentin, üç büyük imparatorluğun başkenti olması tarihte başka eşi olmayan bir olgudur. İki binli yıllar sonrası, metro çalışmaları için kazılar yapılmaya başlandığında; yer altında, üstündekinden başka bir İstanbul olduğu gerçeği de doğrulanmıştır.

Üç İmparatorluk başkentinin görsel hafızasına ve Boğaziçi gibi özgün bir kentsel yerleşmeye ev sahipliği yapan kadim kent İstanbul, Türkiye’nin sanayileşmeye yeni başladığı dönemde, herhangi bir batı şehrinde 100 yılda gerçekleşen kentleşmeye yol açan göç seviyesine birkaç 10 yılda ulaşmış, yarım yüzyıldan az zamanda nüfusu on katına çıkmıştır. Nüfusunun planlama dışında sürekli artması ve artan nüfusun kültürel yapısı göz önünde bulundurulduğunda kentin bugün geldiği durumu tahmin etmek güç değildir.

Şehrin doğal dokusu ve sahip olduğu mirastan azade; sınırları kestirilemeyen ve sürekli büyüyen gecekondu bölgeleri, toplu konutlar, rezidanslar, yeni yollar, edinilen yeni yaşam alışkanlıkları içinde kendine yer bulan ticari ve ofis yapıları, üslup arayışı içindeki kamu yapıları ile birbirine ince mekanizmalarla bağlı bir hassas dengeler bütünü haline gelmiştir.

Tüm bu karmaşık ve katmanlı özelliklerinin yanında yüzünü her daim batıya dönmesi ve büyük bir metropol olması da kentin ayrı bir gerçeğidir. Plansız büyüyen tüm büyük kentlerin hastalıklarının hepsini taşırken; bu kadar farklı kültürü, katmanı, geçmişi, alışkanlıkları, insan yükünü ve deprem tehdidini barındıran kentin kapasitesi de her geçen gün artmaktadır. Henüz yok etmeyi başaramadığımız kentin doğal yapısı var olduğu sürece İstanbul tüm bu aykırılıkları bir arada barındıracak gücü kendinde bulacak gibi gözüküyor.

Varoluş koşullarını tayin eden coğrafya, tarih ve göç gibi unsurların yanında eski ve çağdaş Türkiye tarihinin başat aktörü olan İstanbul’un kent kimliğini oluşturan köşe taşları haliyle zaman içinde evrilmiştir. Kentin siluetine dair hafızalarda yer edinmiş minarelere yüksek katlı yapıların gölgesinin düştüğü, köprülerin eklendiği günümüz İstanbul’unun yeni yüzlerinin olması alışılagelinen bir durum olmuştur.

Binlerce yıllık bir kentin kimliğini belli başlı imgeler ile anlatmanın güç olduğu bir dönemde çağın gerektirdiklerini kucaklayan ve ihtiyaçlarına ev sahipliği yapan İstanbul TV ve Radyo Kulesi kentin yeni yüzlerinden biri olmaya adaydır. Modern dünyaya sinyal vermekte, çağın haberleşme olanaklarını karşılayıp kentin her yerinden heybeti ile görünmektedir.

Bir yanıt yazın