EMİNE ÖĞÜN & MEHMET ÖĞÜN MİMARLIK İLE AMANRUYA OTEL PROJESİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

  • Öncelikle okuyucularımızın da sizi tanıması için bize biraz ürettiğiniz mimarlıklar hakkında bilgi verir misiniz?

Mimari tasarım söz konusu olduğunda bizi, yapının hizmet edeceği fonksiyondan daha ziyade ait olduğu çevrenin özellikleri ve müstakbel yapı sahibinin projeye bakışı ilgilendiriyor. Kendisine ait samimi bir söz söyleme iddiası taşıyan her proje, büyük veya küçük fark etmeden ilgi alanımıza girebilir. Yeter ki, işveren ile yollarımız, gösteriş, büyüklük veya teknolojik üstünlük yerine doğa ile uyum, görece küçük ölçü, yere ait olmanın önemsendiği bir kavşakta kesişmiş olsun. Bu çerçeveye uyan rastlaşmalar nadiren gerçekleştiğinden, az sayıdaki işle mimar olarak varlığımızı korumaya çalışıyoruz.

Mimarinin fiziksel çevreye müdahale gücü karşısında mimarın sorumluluk duygusunun en yüksek seviyeye çıkması gerekirken, günümüzde mimarlar kendinden emin bir tavır içerisinde yorulmadan en değişik, en şaşırtıcı olanın peşinden koşuyor. Biz bu karmaşa ortamının parçası olmamaya çabalıyoruz; dolayısıyla, size ürettiğimiz işler üzerine çok şey söyleme şansımızın bulunmadığını itiraf etmeliyiz. Sorunuz, “en çok ne tasarlamış olmayı isterdiniz” şeklinde olsaydı, düşük gelirliler için yaşanılır bahçeli evler, mahalleler ve yeni yerleşmeler derdik.

  • Son projelerinizden de bahsetmek istiyoruz ancak öncelikle bu sayımızda detaylıca incelediğimiz Amanruya Otel’i ile başlayalım istiyoruz. Öncelikle elinize sağlık. Bize projenizin hikayesini anlatır mısınız?

Amanruya, dünyaca tanınan butik otel markası Amanresorts’un Türkiye’deki ilk ve tek otelidir. Amanresort bulunduğu ülkeye ve yere saygılı otel yapıları ve yüksek standarttaki özgün işletme yaklaşımı ile ünlenmiş bir zincir. Harcama  düzeyi yanında entelektüel ilgi alanları da olan bir müşteri kitlesine hitap ediyor.  Otelin inşa edildiği çevredeki tarihi ve doğal varlıklara gösterdiği ilgi, her otelinde ciddi bir kitaplık bulunması, bunun kanıtı. Zincirin Türkiye ayağı için yer arıyorlarmış, tanıştık. Amanresorts’un beklentileri ile bizim hassasiyetlerimizin uyuşması iki taraf için de şans oldu; ve tasarım süreci sorun yaşanmadan tamamlandı. Amanresorts’un bir numarası tarafından bize aktarılan yegâne uyarı “aşırı tasarlanmış” [over designed] bir proje istemedikleriydi. Bu istek de bizim tasarım yaklaşımımız ile örtüşüyordu. Projenin dili ve malzeme tercihleri bakımından hiçbir tartışma yaşanmadan proje süreci tamamlandı.

  • Bodrum’un genel mimarisinden farklı gibi görünüyor ilk bakışta. Oysa doğa ile bütünleşmiş bir proje. Ayrıca zanaatkârlığın da ön planda olduğunu görüyoruz detaylarda. Projeyi ilk ele almaya başladığınızda nasıl bir yer olmasını arzulamıştınız? Ve bu düşüncelerinizi mimari fikirlere nasıl entegre edebildiniz?

Amanruya’nın karşı yamacındaki ‘Demir Evleri’ 1992 yılında Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü esas itibarıyla doğa ile uyumda sağladığı başarı nedeniyle almıştı. Bu durum arazide yeni bir tasarıma başlarken standardımızı belirliyordu. Amanruya’da benzer öncelikleri gözeterek, bu kez farklı bir fonksiyonla aynı hedefe ulaşmayı amaçladık. Yarışmadan, incitmeden tabiatın içine entegre olmaya vesile olacak, bu beraberlikten yeni bir güzelliğin doğmasına aracılık edebilecek tasarım kararlarını araştırdık. Doğal malzeme ile teknolojik katkıyla üretilmiş malzemenin, kemer, tonoz, kubbe gibi arkaik strüktürel unsurlar ile kübik kitlelerin dengeli karşıtlığı sayesinde romantik bir geçmiş hikayesini canlandırmak yerine bugüne ait bir oluşumu var etmeyi amaçladık. Tasarımın kendini kabul ettirmek gibi bir iddia taşıması yerine, adeta orada uzun zamandan beri var olan, zaman içerisinde eklenerek, yavaş yavaş büyümüş bir bütünlük karakterini taşıması için çalıştık. 

Arazinin topografisi, doğal oluşumları ve florasını dikkate alarak, insancıl ölçülerin hakim olduğu, yerin aşina olduğu yapı malzemesi ile inşa edilecek yapılar tasarladığınızda bu yönde en büyük mesafeyi almış oluyorsunuz. Yapıların planimetrisi, cephe düzeni ve kitlelerin birbirleriyle kurdukları ilişkilerde de geleneksel, yerel çözümlemelerin analizi ile elde edeceğiniz aktüel çözümlemeler, sonuçta düzgün bir iş çıkarmanıza yardımcı oluyor.

Yapının eski zamanlara ait bir filmin çekileceği sinema platosu karakterinde olmasını istemiyorsanız, gerçek ve samimi tasarım kararları almak zorundasınız. Yığma yapının uymak zorunda olduğu fiziki kurallar asırlardır değişmeden kaldığı için sınırlarınız bellidir. Aynı sınırlar içerisinde kalarak güzeli araştırmak ve bulmaktaki yeteneğiniz sonuca yansıyacaktır. Amanruya’da tonoz, kubbe, kemer gibi yapısal unsurların tümü gerçek yığma strüktürler olarak inşa edilmiştir; taş duvarlar 50 santimetre kalınlığında masif imalatlardır. Mermer veya ahşap ayakların tümü gerçektir; içi kutu profil dışı kaplama değil. Bu samimi tercihler neticede kullanıcı ile yapı arasında olumlu bir ilişkinin doğmasına vesile oluyor.

  • Cephede doğal malzemelerin tercih edildiğini görüyoruz. Ayrıca iç mekânda beyaz mermer kullanılmış. Hangi taşı kullandınız ve yöresi neresi idi? Diğer malzemeleri nasıl seçtiniz biraz bilgi verebilir misiniz?

Amanruya Oteli’nde iç mekânlarda beyaz mermeri tercih ettik. Zemin kaplamalarında ve banyolardaki masif elemanlar, duvar kaplamaları ve lavabo tezgahlar ‘Muğla Beyazı’ ile imal edildi. Taşın homojen beyazlık yanında,  barındırdığı ölçülü damar dokusunun oluşturduğu doğallık etkisi banyolarda elde etmeye çalıştığımız huzurlu ortama katkı sağladı. Odaların yatak ve oturma bölümünde ise duvarların, zemindeki taş ile birleştiren beyaz ortam, egzotik ahşap ile imal edilen doğramalar, mobilyalar, tavan tahtası ve kirişlemesinin koyu kestane rengi ile dengelendi. Beyaz ve kestane rengi birbirlerinin varlığına katkı yapar hale geldiler.

Doğal taşı kullandığımız bir diğer alan ise havuzlar oldu. Otelin 50 m x  8 m boyutlarındaki ortak yüzme havuzunda ve 36 adet odanın her birinde bulunan özel yüzme havuzlarında ‘Diyabaz’ taşını kullandık. Havuzlara gizemli bir derinlik ifadesi kazandıran koyu yeşil renkli bu taş Antalya ve Gemlik yöresinden çıkarılıyor.

  • Dergimiz doğal taş ağırlıklı olduğu için genelde sorduğum bir soru var: Ülkemiz mermer kaynakları açısından çok zengin. Bu değerli malzemenin yeterince kullanıldığını ve yerel olana kıymet verildiğini düşünüyor musunuz? Siz doğal taş kullanıyor musunuz? En çok tercih ettiğiniz doğal taş hangisi acaba?

Ülkemizdeki doğal taş kaynakları açısından zengin, ancak sınırsız değil. Doğal taşlarımızı başka ülkelerin re-export ürünü olarak kullanmalarının önüne geçmeliyiz. Batı Avrupa ülkeleri bizden ucuza aldıkları mermeri birkaç misline  üçüncü ülkelere pazarlayarak hem para kazanıyor, hem de ülke doğal taş  rezervlerini koruyorlar. Gerçek ederine satılacak şekilde işlenmiş doğal taşı dünya  piyasasına sunarak, uluslararası ortamda rekabet edebilmemiz gerekir. Mermer gibi değerli bir malzemenin, hak ettiği itina verilmeksizin kullanılarak çoğu zaman  ziyan edildiğini düşünüyoruz. Bir diğer üzüntü verici konu da yerel taşlar yerine çok daha fazla para ödeyerek ithal ürünlerin kullanılıyor olması. Çok güzel taşlarımız var, fakat gerçek kıymetini bulmasını sağlamamız gerekir.

Yapıda doğal taşı iki amaçla kullanıyoruz; strüktürel olarak ve kaplama malzemesi olarak. Strüktürel kullanım için binanın bulunduğu yörenin kadim  taşları ne ise onu tercih ediyoruz. Mermer ise projeye göre farklılaşıyor, ama önceliğimiz kendi taşımızı kullanmak oluyor.

  • Son dönemde hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz? Biraz bilgi verebilirseniz çok sevinirim.

Şu anda biri şehir, diğeri dinlence evi olmak üzere iki ayrı projemiz var. Anadolu’da bir genel müdürlük binasının tasarımını tamamladık. Tarihi çevrede  tasarımını sürdürdüğümüz çok fonksiyonlu bir şehirsel canlandırma projemiz var. Bu arada meslek hayatımızda ilk defa bir mağazanın iç mekân tasarımı yaptık ve uygulandı; görenler beğenilerini ifade ettikçe keyif veriyor doğrusu.

  • Söyleşi yaptığımız her mimara yerel veya global olarak izlediği ve önemsediği tasarımcı ve/veya mimarları soruyorum. Eğer sizin de varsa paylaşırsanız memnun olurum…

Bizi mimarsız mimarlık ürünlerinin daha çok etkilediğini söyleyebiliriz. Seçki yaparken mimarın isminden ziyade üretilen iş daha belirleyici oluyor. Aynı mimarın ürettiği tasarımlar arasında çekici gelen de gelmeyen de olabiliyor.

  • Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Bir yanıt yazın